Tv Rehberi
03.09.2018 - 00:00

Anibal Güleroğlu

Ekran Arısı

Tüm Yazıları
Milliyet Yazarı

Yaşamdan Ekrana, Göze Batanlar…

Şimdilerde pek önemsenmese ve görülmese de eskiler bilirler… Dükkânlarda ‘Müşteri velinimetimizdir’ şeklinde yazılar bulunurdu. Nitekim rahmetli babamızın işyerinde de ‘Allahın dediği olur’ levhasına ilaveten bu yazı vardı.

Biz de bu düsturla büyüdüğümüzden müşterimiz olan okurlarımızı her daim velinimetimiz olarak görüp onlardan gelen isteklere kalemimiz elverdiğince değinmeye çalışmışızdır. İşte bugün de yaşamdan kurgulara, göze batanlara değinirken böylesi bir okur isteğini de aktaracağım izninizle. Buyurun başlayalım gözümüze değenlere…

KEŞKE HİÇ BÜYÜMESEYDİK

Hangimiz ‘Keşke hiç büyümeseydik’ dememişizdir bir vesileyle? İlerleyen yaşla birlikte üstlenilen sorumluluklar ve karşılaşılan sıkıntılar sonucu illa ki dökülmüştür dudaklarımızdan, ‘Keşke hiç büyümeseydik’ sözü. Şimdilerde bu söz ekranlarda can bulmakta…

Show TV’nin yeni dizisi olarak rekabete soyunan ‘Keşke Hiç Büyümeseydik’, adından ve tanıtımlarından anlaşılacağı üzere, geçmişin güzelliklerini bugünün pişmanlıklarıyla iç içe geçiren, eskiye özlem niteliğinde bir iş. Zaten bana göre tanıtım sahnelerindeki nostaljik hallerle dönem dizisi niteliğini çok net sergileyen yapımın en önemli özelliği de bu. Zira dönem dizilerinin izleyicide geçmişe özlem duygusu yaratması bir yana, günümüzde yitip giden değerleri hatırlatması başlı başına bir avantaj niteliğinde. Tabii eldeki malzemenin doğru ve etkileyici biçimde kullanılması kaydıyla!

Senaryosu Birol Güven-Murat Kılıç-Eray Yasin Işık tarafından kaleme alınan, yönetmenliğini Mustafa Uğur Yağcıoğlu’nun üstlendiği dizinin bu yönden pek eksiği olacağını sanmıyorum. Çünkü lokomotifinde bu konuda hayli deneyimli bir isim mevcut… Birol Güven! Anlayacağınız içeriğin dönemsel özellikleri layıkıyla yansıtılacaktır izleyiciye.

30 yıllık bir zaman diliminde geçecek konuya gelince… İşte asıl olay burada gösterecek kendini. İlk aşklar, ilk kavgalar, kardeş çekişmesi, gençlik bunalımları, aldatmalar, pişmanlıklar derken… Çocuklarına yeterince zaman ayıramayıp son günlerini tek başına geçirerek hayata veda eden bir babanın ardında bıraktığı mirasla yaşanacak gelişmeler. Bu noktada üstünde durulması gereken şey, aile büyüğünü kaybedip bir gecede büyümenin ruh haline bürünerek ‘Yine bir ekmeği bölüşseydik. Keşke hiç büyümeseydik’ diyenlerin öyküsünün nasıl şekillendirileceği olacaktır. Şayet gerçek yaşamla özdeşleşen ve izleyicinin kendine pay çıkartabileceği, düşündürücü detaylar yaratılırsa ekran başındakilerin diziye ilgisi büyük ölçüde garantilenir.

Öte yandan Ege Aydan, Burcu Kara, Açelya Akkoyun, Murat Kılıç, Deniz Celiloğlu, İrfan Kangı, Yeliz Kuvancı, Demet Gül, Arda Esen, Melisa Doğu, Gülin İyigün, Sadri Alışık, Özge Akdeniz, Erkan Baylav, Rabia Toprak, Caner Nalbantoğlu, Yılmaz Gökgöz, Eda Akalın, Eray Yasin Işık, Ersin Arıcı, Seymen Aydın, Zeynep Anacan, Sebahat Adalar ve Kevork Türker gibi isimlerin yer aldığı dizinin klişelerle tadından kaybetmesi de olası.

Diyeceğim o ki; ‘Keşke Hiç Büyümeseydik’ yaşamdan ekrana yansıyan yönleriyle öne çıkma performansında bir iş. Lakin bunu uzun vadeli hale getirebilmesi için ‘Seksenler’, ‘Doksanlar’ kafasıyla ilerlemeden; kendi özgünlüğünü hissettirecek türden çalışma duyarlılığıyla ve işin cılkını çıkartmadan öyküsünü geliştirmesi de şart! Detaylı eleştiriyi ileriye bırakıp ‘Bol şans’ diyelim.

ERKAN PETEKKAYALI ‘KAPAN’ MERAK UYANDIRICI!

Senaryosunu Muharrem Gürer ve Mehtap Şahin Altıntaş’ın kaleme aldığı, Kudret Sabancı’nın yönetmenliğindeki ‘Kapan’ geçtiğimiz günlerde Ciner Stüdyoları’nda basın toplantısını yaptı. Antalya’nın en zenginlerinden olan Süleyman’ın sürpriz ve gerilimle yüklü macerasını sergileyecek olan filmde bir babanın oğluyla imtihanını göreceğiz. Tanıtıma bakarsak… Kızının Amerika’da eğitim almasına karşın İstanbul’da kalmayı seçen oğlunun başına gelenleri çözmeye uğraşırken, oyun içinde oyunlarla karşılaşan Süleyman’ın ve ailesinin karşılaştıkları şeyler şaşırtmalı bir intikam hikâyesinin içine sürükleyecek seyirciyi. Bunun ne oranda gerçekleşeceğini filmin vizyonundan sonra tam olarak göreceğiz kuşkusuz. Şimdilik umut verici olduğunu söylemekle yetiniyoruz.

Sözün özü; ismini duyduğumda 2017 yapımı ‘Kapan/Get Out’ filmini hatırladığım Kudret Sabancı imzalı yapım, merak uyandırıcı ve mevcutlardan farklı bir şeyler sunacak gibi görünmekte. Gönül isterdi ki, çekimleri Antalya ve İstanbul’da gerçekleştirilen film, yerli sinemada fark yaratmaya uygun aksiyon-dram karışımı içeriğiyle ön plana çıkartılsaydı. Lakin Erkan Petekkaya’nın haklı olarak tepki gösterdiği İrem Sak sorusunun abesliğiyle gündemde yer buldu bolca.

Bu durum bilinçli miydi, reklama mı oynanmıştı? Bilemem ama… Ekranımızda hak ettiği değeri bulamayan ‘Kayıtdışı’ dizisinin ardından Erkan Petekkaya’yı sinema performansıyla karşımıza getirecek olan filmin merak uyandırıcı içeriğinden ziyade, bir kaşık suda fırtına kopartmayı marifet sayan, sansasyon yaratmaya odaklı magazine oynayan basit dedikodu kafasıyla haberleştirilmesine üzülmemek elde değil. Bu bayat mantık artık değişmeli derim!

‘MUHTEŞEM İKİLİ’, KANAL D’NİN KOZU OLUR MU?

Kanallar, yazın minimal dizi portföyüne karşın yeni sezon için hazlı bir hazırlık sürecine girmiş durumdalar. Her kanalın kendince bir seçkisi mevcut. Dramatik içeriklerin yanı sıra polisiye işler de revaçta gibi. Nasıl ki Kanal D’nin iddialı dizisi olarak işe koyulan ‘Muhteşem İkili’ de bu noktada göze batanlardan!

Peki, gerçekten de kıyasıya rekabetin yaşanacağı yeni sezonda ‘Muhteşem İkili’ Kanal D’nin kozu olur mu? Henüz birkaç ayrıntı dışında net bilgisi bulunmayan işle ilgili mini bir değerlendirme yapacak olursak…

Yapımını TMC, yapımcılığını Erol Avcı’nın üstlendiği, senaryosunu Başar Başaran ve Emre Özdür kaleme aldığı, yönetmen koltuğunda Çağatay Tosun’un oturduğu dizinin güçlü koz olmasını sağlayacak baş detay, İbrahim Çelikkol ve Kerem Bürsin gibi görünmekte. Zira zıt karakterdeki iki başarılı komiseri canlandıracak olan oyuncuların uyumlu birlikteliğinden güç doğacağını düşünüyorum.

Buna karşılık ekranda ayakta kalabilecek güçte bir koz olabilmek için başka faktörler de lazım. Etkileyici hikâyeyle izleyici karşısına çıkacağı vurgulanan ‘Muhteşem İkili’de yer alacak bu isimlere kimlerin eşlik edeceği önemli bir husus mesela. Keza, benzeri işler gibi hayal kırıklığı yaşamamak için, polisiye aksiyonun gerçekçi, samimi ve abartısız bir dille aktarılması da önemli. Bunlar gerçekleştirildiği takdirde, zıt polislerin maceralarına bir yenisini eklemeye hazırlanan ‘Muhteşem İkili’nin önü açık diyebiliriz. Yanılmamak temennisiyle…

VE OKURDAN GELEN SERZENİŞ…

Malum… Bayramlar seyranlar, koşturmacalar derken, biz daha nasıl geçtiğini anlamadan yaşam su gibi akıp gidiyor. Kimileri için bu süreçte en önemli şey eğlenip gülmek olurken, kimileri de iş kaygısını taşıyor içinde. Hiç kuşkusuz eğlencenin rehaveti herkes için gerekli. Ama ünlü filozof-yazar Jean J. Rousseau’nun da işaret ettiği gibi ‘Yaşamak, yalnızca soluk almak değil çalışmaktır’. Tabii bu noktada kişilerin, meslekleri-yetenekleri doğrultusunda çalışma koşulları bulabilmeleri baş sorun olmakta. Haberlerden de görüldüğü üzere gençlerin iş kaygısı ve evdeki hesabı çarşıya denkleştirme formülleri çokça öne çıkan bir konu.

Kurgulardaki yüksek standartlı yaşam hayalciliğinin ve romantik komedilerle yaratılan tozpembe iş âlemlerinin aksine, gerçek yaşamda insanlar aldıkları eğitimin ve harcadıkları zihinsel-bedensel emeğin karşılığını bulma arayışındalar. Bir yerleri kazanma sevinci yaşayan gençlerden çoğu eğitim bittikten sonra bu çabanın içinde buluyor kendini. Her geçen gün daha çok üniversite mezununun iş arama sürecine katıldığını düşünürsek durumun ciddiyeti çok net çıkıyor ortaya.

Yani öyle yolda yürürken yaşanan bir çarpışmayla veya şıp diye âşık olma özelliğindeki kaslı patronların bir sözüyle iş dünyasının kapıları açılmıyor hiç kimseye. Hele sınavlı- kadro kısıtlamalı iş rekabetçiliğinin yaşandığı hallerde durum daha da zor olmakta ve karşılaşılan engeller nedeniyle kurguların çizdiği çalışma rehavetinden iyiden iyiye uzaklaşılmakta. Ancak ne hikmetse yaşamın bu hakikatlerine dizilerin zihin uyuşturucu mantığında rastlamak imkânsız. Neden böylesi önemli konularda yaşamla paralel tablolar yaratılmaz, diye çok sorgulamışımdır kendi kendime. Üstelik insanların kadro serzenişleri orta yerde dururken!

Nitekim ‘Anibal Hanım kusura bakmayın sizi belki rahatsız ettim ama gerçekten bizim mesleğimizde hem çok yüksek puan yapılıyor hem de çok az kadro veriliyor. Dolayısıyla emeklerimiz çöpe gidiyor’ diyerek kendi meslek grubundakilerin sorununa tercüman olan okurumun yazdıkları bir kez daha hatırlattı bu aksaklığın önemini. Kendisi mağdurların sesi olup, elektrik elektronik mühendislerine verilen kadro sayısının artırılması ve mesleki sıkıntılarının dikkate alınması arzularını dile getirirken dizilerdeki dünyalara aldanmamak gerektiğini de açık seçik ortaya koyuyordu aslında.

Öyle ya, 2018/1 atamalarında Elektrik Elektronik Mühendisliği’nden mezun birinin başvuracağı 30 kontenjan bulunurken ve bir yığın memur adayı yüksek puan kaparak kazanmak için ter dökerken böylesi bir mücadelenin ekrandaki abartılarla denkleşmesi ne mümkündü! Dahası dizilerde yaşamın gerçeklerinin yansıtılması izleyiciye ne oranda çekici gelirdi? Gerçek yaşamda bile insanların sorunlardan ziyade magazine takılmayı seçtiklerini ve problemli konuların hep ötelendiğini düşünürsek…

Tüm bu gerçekler ışığında diyeceğim o ki; ekmeğin kapanın elinde kaldığı, aslanların bile bu yarışta yaya bırakıldığı yaşam düzeninde kurgular birer avuntu olmaktan öte anlam taşımamakta! Elektrik Elektronik Mühendislerinin payına düşen de hayallerle avunup açılan kadro sayısı ve yüksek puan handikabıyla hayal kırıklığı yaşamak galiba. Umarım yetkililer onların sesine tez zamanda kulak verir de, karşılık bulan beklentiler insanların, kurguların avuntusundan öteye geçmesine olanak sağlar. ‘Elçiye zeval olmazmış’ derler… İşte bizim okur serzenişini aktarımımız da o hesap. Anlayana.

SONUÇTA; Bugünkü yazımızda daldan dala atladık… Yaşamdan ekrana, göze batanlardan kısa kısa eleştirilerle bir harman paylaştık. Devamının geleceğini vurgularken, neyin ne olduğunun takdirini de sizlere bıraktık.

Hayatla kurguların kesiştiği noktadaysa son sözü ünlü fotoğrafçımız Ara Güler’e bırakmak en doğrusu… ‘Yaşam size verilmiş boş bir film. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın’! Hadi bakalım kolay gelsin.

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

 

Yorum Yazın
Gönder
©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.