Tv Rehberi
03.06.2018 - 00:00

Anibal Güleroğlu

Ekran Arısı

Tüm Yazıları
Milliyet Yazarı

Kocaman Ailem’de Ne Bulduk?

Yaz mevsimi dendiğinde ilk akla gelen, tatil rehaveti olur genellikle. İnsanlar kendilerini mutlu edecek, kışın kasvetinden uzaklaştıracak, kafalarını boşaltacak meşgalelerin peşine düşerler. Nasıl ki aynı durum ekranlardaki yayınlar için de geçerli.

Yaz aylarıyla birlikte ara veren veya final yapan işlerin yerini dolduran yapımlarda öne çıkan özellik, renklilik olur. Yaza has ortamlar eşliğinde cıvıl cıvıl bir hava yaratmayı hedefleyen programların artış gösterdiği televizyon dünyasının dizi cephesinde, dramdan ziyade komedi mantığı hâkimdir. Bu doğrultuda izleyici, masumiyeti aptallıkla özdeşleştiren fakir kızların bir görüşte âşık olan zengin erkeklerle macerasını sakız gibi çiğneyen romantik komedi klişelerine bolca maruz kalır yaz dizisi niyetine. Yanı sıra odak noktası aşk olmakla birlikte gerçek aşkın esamisinin okunmadığı ve günümüz gençliğinin özenti merakını kabartmaktan öteye pek bir şey ifade etmeyen gençlik konuları da yaz aylarında devreye sokulur. İlaveten yaz ekranlarının bir diğer vazgeçilmezi, aile komedileri olarak çıkar karşımıza.

Nitekim klişelerden medet ummayı adet edinerek yaratıcılığı-yenilikçiliği dibe vurduran basmakalıp dizicilik olayımızda bu yıl da aynı mantık sürecek gibi! Diğer kanallar henüz hazırlıklarını yaparken yaz dizisi açısından elini çabuk tutan ATV’nin, ‘Kocaman Ailem’i de ilk örneğimiz.

Peki, ‘Kocaman Ailem’de ne bulduk? Gerçek şu ki, diziyi, sezonun en çekişmeli günlerinden olup ‘Avlu’nun egemenliğine geçen Perşembe akışında izleyicinin huzuruna getiren ATV’nin ‘Kocaman Ailem’inden yansıyan tablo pek iç açıcı değil. Zira ilk bölüm performansı, beklentileri karşılayacak düzeyde olamadı. Bizim bu tespiti hangi gerekçeyle yaptığımızı merak edenlere dizinin ilk bölümü üstünden cevap verelim hemen.

‘KOCAMAN AİLEM’ MESAJLARLA KOMEDİYİ EZDİ!

Günümüz anlayışına göre bir dizinin en önemli başarı kriteri, senaryonun özelliklerinden ziyade, aldığı reytingler malumunuz… Mia Yapım imzasını taşıyan ‘Kocaman Ailem’in ilk bölüm değerlendirmesine de bu yaklaşım doğrultusunda baktığımızda… Durum parlak görünmemekte. Çünkü Total’de 2.78 ile 15’inci sıradan izleyiciyle buluşan dizi, AB grubunda da 2.81 reytingle 10’uncu olabildi ancak. Sonuçların mevcut rakipler karşısında elde edildiğini unutmamak lazım tabii. Zira sonrasında bu rakipler çekileceğinden ve dizi, yeni geleceklere karşı erken başlamış olmanın avantajını kullanabileceğinden sayısal performansı da artabilir. Dolayısıyla yükseliş yönünde değişkenlik göstermesi muhtemel reytingleri düşük bulup diziyi bu kriterlere dayanarak eleştirmek doğru değil kesinlikle.

Öte yandan moral artırıcı detayla söze başlamamıza karşılık ‘Kocaman Ailem’deki performansın güllük gülistanlık olmadığını da gözden kaçırmamak lazım. Levent Ülgen, Emre Karayel, Aksel Bonfil gibi isimlerden oluşan kadrosuna diyecek sözümüz yok. Fakat yüksek tondan klişelerle ve mantıksızlıklarla kendini var etmeye girişen senaryo akışı için aynı şeyi söylemek zor. Dolayısıyla dizinin başlangıcındaki asıl sorununun ‘içerik ve komedi tatsızlığı’ olduğunu işaret etmek isterim!

Şöyle ki; Sucuk kralı Hulusi’nin geçmişteki ilişkilerini merkeze alarak öyküsünü geliştiren dizi, zengin ama pinti adamın guguklu saatle uyanıp geleneklere bağlılık gösterisi yapmasının ardından, külkedisi gibi ev temizleyen kardeşi Şinasi ve karısını haşlama seansıyla başladığı andan itibaren rengini belli etti ufaktan. Hulusi’nin, başına gelen musibetlerin pintilikten olduğunu düşünmek yerine, kafayı nursuz Nurten’e takıp kocaman aile hayallerine daldığı akışta hayallerindeki çocukların tam tersine denk düşen gerçek çocukları ve annelerini tanıtan senaryo, abartılarını da beraberinde getirdi.

Annesinin rüyasını ve Şinasi’nin döktüğü kurşunun işaretini, geçmişte kandırdığı üç kadının ‘ah’ına bağlayan Hulusi’nin, onları bulması için oğlu gibi gördüğü Demir’i görevlendirmesiyle çabucak ortaya çıkan sürpriz çocuklar başta olmak üzere ‘Kocaman Ailem’deki karakterler kendilerini göstermek için çırpınmakta adeta. Yanı sıra olaylara yönelik söylemlerde de mantık hak getire. Birkaç örnek verecek olursak…

Pintiliğin dibine vurma pozlarıyla izleyici karşısına çıkan Hulusi’nin çırak niyetine kullandığı kardeşi Şinasi ve karısı ‘temizlikçi’ muhabbetine dalıp komedi türetmeye çabalarken, Hulusi’nin elektrik kaçağına maruz kaldığını görüp bahçeye koşuyorlar. Haklı konuştuğu ve ölçüsüz cimriliğe karşı çıktığı için ailenin kötüsü ilan edilen Nurten, doğrudan tutmak yerine, akılcı bir müdahaleyle Hulusi’nin elektrik akımıyla bağlantısını kopartıyor. Bunun için de sopayla vurmayı tercih ediyor. Gel gör ki sonrası tam bir facia. Yani komedi adına bile kabul edilemeyecek bir saçmalık hali. Elektriğe maruz kalan insanı havuza atmaya kalkışmak neyin kafası? Cevval kahraman Demir yetişip kurtarıcı rolüne bürünsün ve Hulusi’nin hayatını kurtaran kişi olsun diye böyle bir saçmalığa gerek var mı? Varmış demek ki! Keza Hulusi’nin şoförünün ‘Odunla dövmüşler’ gibisinden saçma söylemle Demir’in kurtarıcılığına gaz vermesi de abes. Yahu kadın odunla vurmasa adam ölüp gidecek. Bu noktada bir parantez açıp, plastiğin üstünden nasıl elektrik çarptığını da sormak isterim? Malumunuz plastiğin iletkenlik özelliği yoktur! Tut ki, bir şekilde elektrik kaçağı oldu alette. O durumda da ucu suyun içinde bulunan alette kaçak olduğu halde havuza düşen Şinasi ve Nurten nasıl olur da elektrik akımından etkilenmez? Velhasıl Hulusi’nin dünyaya bakışını değiştirmede önemli adım gibi sunulan bu sözde kaza, özde abartılı pintilik halinden gelişen sahnelerin hiçbirinde mantık bulunmamakta! Bu halde gülmek ne kadar mümkünse artık…

Hulusi’nin, kendisini kurtaranın Demir olduğunu sanıp kardeşi ve karısına karşı ‘Malımı mülkümü onlara bırakmayacağım’ şeklinde konuşarak, nankörlük ve parayla insan ezen kötü akrabalık tablosundan mizah türetme gayretine düştüğü akıştan çıkan ‘babalık’ hayalleri deseniz… İnsanın zorla tebessüm etmesi dahi imkânsız. Zira ‘civanmert’ erkek çocuk hayal ederken ana kuzusu bir tip sunmak veya kimsenin malında mülkünde gözü olmayan ikinci erkek çocuk özlemini, millete kazık atıp kaçan bir şerefsizle denkleştirmek ya da sürekli yüzüklerin atıldığı nişanlılık evresini, çeyizini sokağa atarak noktalamayı seçen Elif’in efelenmelerine dalmak pek komedi olmuyor da!

Nasıl ki, Ramazan topu patlatma hevesinden komedi türetme süreci de külliyen mantıksızlık… ‘Bu toplar öyle uluorta herkese açık mı da kolayca patlatılıyor’ demeyeceğim. Benim asıl takıldığım, patlayan topun ses gücünün Sevgi’nin evindeki iftar sofrasını nasıl tepetaklak ettiği? Kaçak Ramazan davulculuğu klişesi gibi bunun da suyu çıkartılmış vesselam.

Daha pek çok örnek vermenin mümkün olduğu mantıksızlıkların ötesinde ‘Kocaman Ailem’in içeriğindeki en kocaman aksaklık, komedinin mesaj bombardımanına tutulması!

Dini konulara, geleneklerimize ve kültürel değerlerimize dikkat çekme gayretiyle yola çıkılması güzel. Mesela ‘Burası Teksas mı’ şeklindeki replikle, yabancı sözcüklerin iş âleminde hava atmak için bolca kullanılmasının eleştirilmesi… Benzinin pahallılığının işaret edilmesi… İnsana en büyük kötülüğün akrabadan geleceğinin vurgulanması… Köftenin kökeninin açıklanması… Büyük reklamlar yapmadan iftar yemeği verme örneği sergilenmesi gibi ayrıntılar gayet yerinde. Ancak her şeyde olduğu gibi bu hususta da dozu aşmamak şart. Maalesef Ramazan sürecinde devreye giren yapımda bu mesaj gayreti o denli abartılmış ki, komedi dizisine ters düşme durumu gelişmiş. Daha net ifadeyle, içeriğini değerleri kullanarak mesaj vermeye yönlendiren yapımda bu kaygının fazlaca ağır basması, diziyi komedi işi olmaktan çıkartıp sürekli ders vermeye odaklı ‘dırdırcı’ bir yapım haline sokmuş.

Bu noktada ‘‘Öğrenmek her Müslüman’a farz’’ diyerek Müge Anlı’nın okuma-yazma seferberliğinden bahsedilip onun suçluları yakalama becerisinin dile dolanması… Bilmeden yenilmesi durumunda orucun bozulmayacağı üstüne komedi sergilerken Nihat Hatipoğlu’nun anılması gibi detayların kafa karıştırıcılığına da değinmeden geçemeyeceğim. Senaryonun bunları komedi malzemesi yaparken neyi hedeflediğini anlayamadım doğrusu. Övgü ve reklam hedefi mi güdülmüş yoksa gündemde sıkça yer bulup ‘uzman-âlim’ yerine konan bu isimlere fazlaca danışılmasına eleştiri mi getirilmek istenmiş? Merak ettim.

SONUÇTA; ‘Kocaman Ailem’, son zamanlarda dizilerle mesaj verme kaygısından muzdarip bir yapım olarak yüzünü gösterdi ilk bölümüyle! Bundan dolayı da mesajlarla komediyi ezdi geçti. Keşke işin dozu kaçırılmasaydı diyorum.

Öte yandan başlangıçta ufak tefek mantıksızlıklar sergilese dahi sonrasında işi iyi toparlayan ve asıl gücünü çocuk karakterinin sevimli oyunculuğundan alan ‘Kocamın Ailesi’nden… Hulusi’nin geçmişinden gelen üç çocuğuyla öyküsünü geliştirmeye çalışan ‘Kocaman Ailem’e uzanan Mia’nın komedi konusundaki geçmişini de yabana atmamak lazım. Fakat bunu yaparken senaryo bazında Nuray Uslu ve Şeyda Demirbaş isimleriyle kesişen bu iki iş arasında mizah anlayışı bakımından dağlar kadar fark olduğunu da görmek gerek.

Umarım senaryo abartılı mesaj verme çabasından vazgeçip komedi özüne döner de yaz boşluğundan layıkıyla istifade edilip ‘Kocamın Ailesi’ gibi yeni sezona uzanabilecek bir kıvama getirilir. Yolları açık olsun.

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

Yorum Yazın
Gönder
©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.