Tv Rehberi
10.04.2017 - 00:00

Anibal Güleroğlu

Ekran Arısı

Tüm Yazıları
Milliyet Yazarı

‘Ölene Kadar’ diyemedik!

‘Günümüz insanı, her şeyin fiyatını biliyor; ama hiçbir şeyin değerini bilmiyor’ demiş Oscar Wilde. Gerçekten de ne emeğin önemi kaldı, ne de kalitenin. Sevgiler laftan, beğeni hevesten ibaret. Her şeyden kolayca sıkılıp vazgeçebilen insanlık, değerleri yok etme konusunda da altın çağını yaşamakta. Güzellikleri heba etmede müthiş bir yarış var adeta. Yaşamın pek çok alanında kendini gösteren bu durum televizyon dünyası için de geçerli kuşkusuz. İyi olanı elimizin tersiyle itme alışkanlığımızdan nasiplenen diziler de birer birer silinip gidiyor ekranlardan. Büyük umutlarla çıkılan yolda, ederinin hakkını alamadan kolayca harcanmak üzücü bir durum. Lakin talebin üstünde arz olunca, kafalar değişmedikçe hak etmeyenin kolayca harcanmasının da önüne geçilemiyor ne yazık ki!

Ekrandaki bu harcamanın son örneği ‘Ölene Kadar’ dizisi… İddialı biçimde izleyici karşısına çıkartılan dizinin 13 bölümle veda edecek olması, hak edilmemiş bir yollanış tablosu. İlk bölümdeki sonuçlarla bıçak sırtında yol alışın riskini yansıtan yapımı izlerken ‘Bitti, bitecek’ kaygısı taşıyor olmamızsa, öykünün tadını layıkıyla çıkartamama sebebi.

Anlayacağınız, insanların bencillik ve maymun iştahlılıkla yaşamayı adet edinmesinden dolayı ‘Ölene Kadar’ diyebilmenin gittikçe güçleştiği bir zamanda, ‘Ölene Kadar’ demeye niyetlendik ama hoşaftan anlamayanlar sayesinde yeterince diyemedik sonuçta.

‘ÖLENE KADAR’IN FİNALİ NEYİN İSPATI?

‘Aşk ve Gurur’un final kararının hüznü henüz tazeyken ve dahi sıradaki hangisi diye düşünürken gelen ‘Ölene Kadar’ın bitirileceği haberi kanallarımızın dizileri postalama kolaycılığının ötesinde bir gerçeğin, yine ve yeniden ispatı oldu. Bu gerçek nedir?

Gerçek şu ki, yorumların duruma göre değiştiği düzende, izleyici kitlesi de artık eskisi gibi değil! Yani oyunculara yönelik bağlılığı, beğeni kriterleri kolayca değişebiliyor. Daha net ifadeyle, yaşamdaki adam satıcılık burada da çokça mevcut. Kadronun ünlülüğü dizinin övgü almasında ve tutmasında büyük faktör olamıyor. Hele ünlü isimlerin başrolde olduğu yapımlar aynı günde yayınlanıyorsa, tercih belirleyicisi isimler veya onların oyun gücü değil, içeriğin basitliği, algıya hitap özelliği ve taraftarlık oluyor çoğunlukla. Mesela ‘Kurt Seyid ve Şura’da Kıvanç Tatlıtuğ’un varlığı, öyküsü ve sunumuyla izleyici algısına uzak bir tempodan giriş yapan dizinin reytinglerini etkileyememişti. Başka örnekler de mevcut bu hususta. Tabii bir de erken kalkan yol alır durumu var hesapta. Bu açıdan baktığımızda ‘Ölene Kadar’ın, Engin Akyürek ve Fahriye Evcen ilgisinin büyüklüğüne rağmen rakipleri karşısında güme gitmesi normal duruyor. Ama bu normalliğin, güme gitmeyi haklı çıkartmadığı da kesin.

Sarp Levendoğlu, Gülcan Arslan ve Tansu Biçer’in de yer aldığı dizi,  aşk ve intikam üzerine kurulu öyküsüyle ilk etapta klişe bir iş gibi değerlendirilmeye müsait görünse dahi esasında özgün yapıda bir işti. Ancak Engin Akyürek’in Dağhan olarak yükün büyük kısmını sırtladığı ve neredeyse tek başına götürdüğü ‘Ölene Kadar’ın en büyük engeli de bu özgünlüğü oldu diyebiliriz. Zira aşkı arka plana atıp intikamcılığın karanlık dehlizlerine dalan ve sonlara doğru mafyatik bir hal alan içerik bu özelliğiyle ne yazık ki izleyicinin ‘abartı’ alışkanlığına uyamadı.

Dahası esinlenme, uyarlama gibi ithamlarla karşı karşıya kalıp özgünlüğü baştan kösteklenmeye çalışılan… Hatta ‘The Night Of’a benzetilerek ezilmek istenen ‘Ölene Kadar’ın Elif Usman Ergüden’e ait hikâyesi, yabancı yapımların tadıyla eşdeğerdi ama… Belli ki bizdeki izleyiciye ‘basit iş sunma’ tavsiyesine zıttı. Bu da karmaşık işlerin Türk izleyicisinin algısına denk düşmediği fikrini pompalaya pompalaya kaliteyi sıfırlayanların eline verilen en büyük kozdu. Böylece ilk bölümüyle sosyal medyada ses getiren, ufak tefek mantık hataları olsa bile içeriğiyle fark yaratacağını baştan belli eden ve kadrodaki isimleriyle beğenilecek performans ortaya koyacağını garantileyen ‘Ölene Kadar’ın akıbeti ilk günden çizilmeye başlandı… Ve bile isteye hazırlanan sona ulaşmak için 13 bölüm yetti de arttı bile! Kına yakıla…

SONUÇTA; ‘Ölene Kadar’, bir dizinin motivasyonlarla nasıl harcanabildiğinin son ispatı oldu! ‘Taklit’ damgasıyla gözden düşürülmeye çalışılıp, rejisine-biçimine kafayı takarak dizinin güzelliklerini ötelemek işe yaradı doğrusu. Böylesine özellikli bir dizinin, dokuzunculukla çıktığı ekran yolculuğunda henüz izleyiciyle tanışmadan yoluna döşenen taşlar sayesinde, ikinci bölümünde 15’inciliğe gerileyip ilk 30’un altına kadar düşmesinin izahı bu kadar basit.

Bu da demektir ki, bazı yapımlar karşısında ayakta kalabilmek için kadrodan, içerik kalitesinden medet ummak nafile. Basitlikten anlayanlara basitin verilmesi tavsiyeleri de adam gibi iş ortaya koyamaya çabalayanların emeğine aleni darbe! Olacak iş midir, klişelerden farklı bir şeyler yapmayı hedefleyenleri ‘reyting’ olgusuyla sindirip izleyiciyi kalitesizliğe motive etmek? Kesinlikle hayır. Fakat maalesef dizi cellâtlığına soyunup, sözde gözlem bilgiçliğiyle ahkâm keserek ekran başındakileri baştan yönlendirmek değer bilmezlerin önlenemez alışkanlığı. Daha doğrusu yanlı yorumculuğun dışa vurumu diyelim. Başka kurbanlar da çıkacaktır elbet. Neyse ki, bizdeki kalite anlayışının dibe vurduğu yerde yabancıların beğenisi ve talebi giriyor da devreye, bir nebze destek oluyor rutinin ötesine geçmek isteyenlere.

Senaristinden, oyuncusuna ve fark yaratan işler sunmayı sürdüren Tims Productions’a kısa süreli de olsa bize kalitenin güzelliğini hissettirdikleri için teşekkürlerimizi sunarak… İzleyiciye de artık algı kapasitelerini bir parça geliştirmelerini tavsiye ederek koyalım noktayı.

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

Yorum Yazın
Gönder
©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.